5 yaşında okula başladım ben.
Öyle çok zeki olduğumdan falan değil, pedagog yokluğundan.
Çocuklara okuldan önce bir şey öğretmeyin diye abime tembihlemediklerinden olsa gerek,
okuma yazmayı öğretmişti bana o yaşta.
E madem biliyorsun hadi deyip, doğru okula götürmüştü dedem de.
O kadar küçüktüm ki, bir tek okula ilk başladığım günü hatırlıyorum.
Kapkara bir karınca sürüsü gibiydik önlüklerin içinde.
Yüzlerce çocuk vardı bahçede.
Annem biraz beklemiş, sonra gitmişti.
Ne çok ağlayan çocuk vardı.
Her şeye ağlayan ben,
Nasıl olmuş da o gün ağlamamıştım hiç bilmem.
O küçücük ilk yıllarımdan hatırladıklarım,
Dünyanın en iyi öğretmeni Atiye Hanım,
Beni delirten şişko bir çocuk,
Bir de korkmamam gerektiğini söyleyen İstiklal Marşıdır.
Ben Korkma derken var gücüyle bağıran,
Yakası kolalı, siyah önlüklü jenerasyonum.
Bayramlarımı kutlarım.
Milli bayramlarımı da dini bayramlarımı da.
İkisinin birbirine alternatif olarak görülmediği günlerden kalma alışkanlıkla olsa gerek,
Her 10 Kasım’da 9’u 5 geçe ayağa kalkar,
Saygı duruşumu yaparım.
Siren sesini duyduğumda da illa ki ağlarım.
Atatürk öldü diye üzüldüğümden değil,
Heyacanımdan.
Dünyada kaç millete nasip olmuş ki böyle bir lider,
Gururumdan.
Bugün,
6 yaşında babasına hayranlık beslerken,
Büyüdükçe babasının hiçbir şey bilmediğini düşünen şımarık çocuklar ülkesi gibiyiz.
Ah baba hayatta olsan da sana danışsak diyeceğimiz günlere az kaldı ya,
Sen yine de bugün kusurumuza bakma Ata’m.
9 Kasım 2015 Pazartesi
30 Ekim 2015 Cuma
Neyini Seveyim Sonbaharın?
Neyini seveyim sonbaharın?
Ölmektir sonbahar...
Tabiat ölür mesela
Renkler ölür.
Kim sever Allah aşkına tek başına kahveyi, griyi,
sararmış yaprak sarısını…
Yeşili kalmamış ağaç dalını.
Tabiat ölür mesela
Renkler ölür.
Kim sever Allah aşkına tek başına kahveyi, griyi,
sararmış yaprak sarısını…
Yeşili kalmamış ağaç dalını.
Dökülmektir sonbahar...
Sadece yapraklar dökülse iyi,
Saçların bile dökülür.
Sadece yapraklar dökülse iyi,
Saçların bile dökülür.
Karanlıktır bi kere,
Sabah da akşam da karanlıktır.
Oldum olası yüzü gülmez,
Somurtkandır.
Sabah da akşam da karanlıktır.
Oldum olası yüzü gülmez,
Somurtkandır.
Yüreğini ısıtan pırıl pırıl yaz varken,
Sonbaharın aşkı niye başka,
Eylül niye romantik,
Hiç anlamam.
Bulutların ardına saklandığına bakılırsa,
Olsa olsa karşılıksız aşktır o.
Mutsuzluk verir.
Karışmam.
Sonbaharın aşkı niye başka,
Eylül niye romantik,
Hiç anlamam.
Bulutların ardına saklandığına bakılırsa,
Olsa olsa karşılıksız aşktır o.
Mutsuzluk verir.
Karışmam.
Hiç sevmem sonbaharı.
Kuşlar bile sevmez, kaçarken,
Ben neyini seveyim Allah aşkına?
Kuşlar bile sevmez, kaçarken,
Ben neyini seveyim Allah aşkına?
Özlem/10/2015
7 Eylül 2015 Pazartesi
düşman kim?
Sabahın körü zırr diye çalan bir telefonla düşmüştü ateş evimize.
Liseden sonra gittiği asker ocağında şehit olmuştu kuzenim.
Daha yolun başındayken, daha düz yolda yürüyemezken Van’ın dağlarında çatışmada ölmüştü.
Hiçbir zaman bilemedik bizim yaşımıza geldiğinde nasıl görünecekti.
Kiminle evlenecekti, çocukları kime benzeyecekti.
Hep o gencecik haliyle bize bakıyor her şehitliğe gittiğimizde.
Bir tek o, gülümseyen gencecik haliyle kaldı.
Onun dışında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Ne annesi babasının bir daha yüzü güldü, ne de kız kardeşlerinin.
Biz ise yüreğimizde, hüzünle kızgınlığın karıştığı bir duyguyla yaşıyoruz yıllardır.
Bugün hangi eve ateş düşse, yanıyor yüreğimiz.
Biliyoruz o haber yanlış gelmiştir diye, canının cansız bedenini beklemek ne demektir.
Biliyoruz sabahın akşamla, gecenin sabahla karışıp, zamanın yitip gitmesi ne demektir.
Evlere sığamayıp sokaklarda oturmak, hiç tanımadığın insanlarla aynı anda ağıtlar yapmak ne demektir biliyoruz.
Gördüğümüzde içimizi ısıtan üniformalı askerleri, evinin kapısında gördüğünde yüreğinin sıkışması, nefes alamamak ne demektir biliyoruz.
Liseden sonra gittiği asker ocağında şehit olmuştu kuzenim.
Daha yolun başındayken, daha düz yolda yürüyemezken Van’ın dağlarında çatışmada ölmüştü.
Hiçbir zaman bilemedik bizim yaşımıza geldiğinde nasıl görünecekti.
Kiminle evlenecekti, çocukları kime benzeyecekti.
Hep o gencecik haliyle bize bakıyor her şehitliğe gittiğimizde.
Bir tek o, gülümseyen gencecik haliyle kaldı.
Onun dışında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Ne annesi babasının bir daha yüzü güldü, ne de kız kardeşlerinin.
Biz ise yüreğimizde, hüzünle kızgınlığın karıştığı bir duyguyla yaşıyoruz yıllardır.
Bugün hangi eve ateş düşse, yanıyor yüreğimiz.
Biliyoruz o haber yanlış gelmiştir diye, canının cansız bedenini beklemek ne demektir.
Biliyoruz sabahın akşamla, gecenin sabahla karışıp, zamanın yitip gitmesi ne demektir.
Evlere sığamayıp sokaklarda oturmak, hiç tanımadığın insanlarla aynı anda ağıtlar yapmak ne demektir biliyoruz.
Gördüğümüzde içimizi ısıtan üniformalı askerleri, evinin kapısında gördüğünde yüreğinin sıkışması, nefes alamamak ne demektir biliyoruz.
Günlerdir kaç eve ateş düştü sayamadım.
Alev alev yanıyor Türkiye.
Gözümüze uyku girmiyor, canımız yanıyor.
Her şehit haberi bir kez daha yaramızı kanatıyor.
Ama bu kez daha güçlü, ama bu kez daha fazla…
Çünkü bilmiyoruz artık
Düşman kim?
Alev alev yanıyor Türkiye.
Gözümüze uyku girmiyor, canımız yanıyor.
Her şehit haberi bir kez daha yaramızı kanatıyor.
Ama bu kez daha güçlü, ama bu kez daha fazla…
Çünkü bilmiyoruz artık
Düşman kim?
27 Ağustos 2015 Perşembe
can dostum...
Sebebi ne olursa olsun, her türlüsü zor
ayrılığın.
Hele de ayrıldığın, can dostunsa.
Beni, hiç ama hiç kırmayan, yormayan,
yargılamayan,
Ben daha ne hissettiğimi bilemezken, arayıp
hislerime tercüman olan,
Hayatımın her aşamasında bir adım önde durup
yolumu açan,
Yürüdükçe ardında hep aşk, dostluk ve iyilik
bırakan,
Ağız tadıyla dedikodu bile yapılamayacak
kadar güzel yürekli,
Orada olduğu için kendimi hep şanslı hissettiğim
can dostum,
Dubai’ye yerleşiyor şimdi.
Biliyorum her şey senin için çok güzel
olacak.
Olacak da…
Benim için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
sanki.
Yolun açık olsun can dostum, canım dostum.
Kendine iyi bak oralarda…
15 Temmuz 2015 Çarşamba
Arefe...
Arefeden başlar aslında bayram.
Kaybettiğin kim varsa önce onlara gidersin.
Bilirsin bayramlıklarını giymiş beklerler
seni.
Görürler, duyarlar.
Dua edersin.
İçten içe içini döker, büyüklerin
ellerinden küçüklerin gözlerinden öpersin.
Sonra gerçek hayata dönersin.
Hiç yıkamamış gibi arefe banyosunda
çitilersin çocukları.
Yaşlı olmasan da vardır illa ki bayram
anıların,
uyutmadan önce ninni niyetine anlatırsın.
Herkes uyuyunca bayramlıkları ütüler,
salona sıra sıra dizer,
Rengarenk şekerlemeleri masanın üzerine
yerleştirir,
yatmadan önce suç işler gibi yersin.
Bayram;
Erken kalkmanın keyif verdiği nadir bir
gündür.
Baba namazdan gelene kadar, evin içinde
koşuşturmaktır.
Bayramlıkları giymek, heyecanla iki dirhem
bir çekirdek beklemektir.
El öpmektir her yaşta.
Kocadan bayram harçlığı almak için verdiğin
mücadeledirJ
Kalabalık kahvaltı sofrasıdır.
Ruhun beslenirken aç kalan midenin
bayramıdır en başta.
Mutlulukla çalınan, güler yüzle açılan
kapılardır.
Çocuk hediyelerinin açılış anına tanık
olmaktır.
El yapımı baklavalar, çeşit çeşit çikolata
lokumlardır.
Telefonun diğer ucundaki özlem dolu sesler,
Pek anlamadığın ama seni gülümseten şiir
tadında upuzun mesajlardır.
Her sene başında acaba bu yıl kaç gün diye
takvime baktığın tatildir aynı zamanda.
Ziyaretler bittiğinde sakin İstanbul’un
keşfidir.
Sizin anlayacağınız,
Benim için fazlasıyla gelenekseldirJ
Çocuk neşesinde, kalabalık, gelenekli
görenekli, mutlu bir bayram istiyorum.
Kendim için de ve dilerseniz sizin için de…
18 Haziran 2015 Perşembe
Ramazan
Ramazan’da…
Acıkırım.
Susarım.
Uyuklarım.
Zorlanırım.
Acıkırım.
Susarım.
Uyuklarım.
Zorlanırım.
Ama aynı zamanda…
İnanırım.
Umut ederim.
Dua edersem olacağına inanır, daha çok dua ederim.
Huzur bulurum.
Sakinleşirim.
Her şeyi bir tık daha fazla severim.
Dünyayı, evimi, yemekleri, uykuyu…
Ruhen ve bedenen,
Yenilenirim.
İnanırım.
Umut ederim.
Dua edersem olacağına inanır, daha çok dua ederim.
Huzur bulurum.
Sakinleşirim.
Her şeyi bir tık daha fazla severim.
Dünyayı, evimi, yemekleri, uykuyu…
Ruhen ve bedenen,
Yenilenirim.
Güzel yemekler yapar, özenli masalar hazırlarım.
Her şeyin tadı değişir sanki.
Güzelleşir.
Çay tavşan kanıdır.
Kahvaltıyla akşam yemeği aynı andadır.
Her akşamkinden farklı olarak yemek saati uzuncadır.
Çocuklarınıza hikayeleriniz, kalabalık iftar sofralarınız, her hafta sonuna bir iftar buluşmanız vardır.
Her şeyin tadı değişir sanki.
Güzelleşir.
Çay tavşan kanıdır.
Kahvaltıyla akşam yemeği aynı andadır.
Her akşamkinden farklı olarak yemek saati uzuncadır.
Çocuklarınıza hikayeleriniz, kalabalık iftar sofralarınız, her hafta sonuna bir iftar buluşmanız vardır.
Ramazan benim için başkadır.
Sizin de yenilendiğiniz, huzur bulduğunuz, kalabalık iftar sofralarıyla hatırlayacağınız mutlu bir Ramazan olsun.
Sizin de yenilendiğiniz, huzur bulduğunuz, kalabalık iftar sofralarıyla hatırlayacağınız mutlu bir Ramazan olsun.
9 Şubat 2015 Pazartesi
Annelik Can'dır.
Annelik;
Sonsuz aşkı getirir.
Yeniler.
Sabır verir.
Keşfettirir.
Panikletir.
Özelleştirir.
Endişelendirir.
Gönüllü feda ettirir.
Saçı süpürge etmese de illa ki kestirir.
Bütün çocuklara kuzum dedirtir.
Her tür canlıyı sevdirir.
Atık maddeyi öğretir.
Uykuyu özletir.
Mucizelere inandırır.
Güldürür.
Ağlatır.
Tekrar güldürür.
Kıskandırır.
Her şeyin organiğini yaptırır.
Psikoloji, sosyoloji, gastronomi öğretir.
Etkinlik etkinlik gezdirir.
Söyletir.
Dinletir.
Dünyayı sevdirir.
Sonsuz aşkı getirir.
Yeniler.
Sabır verir.
Keşfettirir.
Panikletir.
Özelleştirir.
Endişelendirir.
Gönüllü feda ettirir.
Saçı süpürge etmese de illa ki kestirir.
Bütün çocuklara kuzum dedirtir.
Her tür canlıyı sevdirir.
Atık maddeyi öğretir.
Uykuyu özletir.
Mucizelere inandırır.
Güldürür.
Ağlatır.
Tekrar güldürür.
Kıskandırır.
Her şeyin organiğini yaptırır.
Psikoloji, sosyoloji, gastronomi öğretir.
Etkinlik etkinlik gezdirir.
Söyletir.
Dinletir.
Dünyayı sevdirir.
Annelik Can’dır…
9 Şubat 2015, Can'ıma...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)