20 Aralık 2016 Salı

Keşke...

Dünyayı sessize alsam.
Daha olmadı, bir faunusa saklansam.
Müzik dinlesem.
Kitap okusam.
Eski fotoğraflara baksam.
Eski notları bulsam.
Kadınlara yazılan şiirleri okusam,
Kadınlara şiir yazan adamları anlasam.
Çiçekleri sulasam.
Kendime bir kahve alsam,
Oturup bir şiir de ben yazsam.
Ama hiçbir ses duymasam.
Çocukların çığlıklarını,
Patlayan bombaları,
Söylenen yalanları,
Sebepsiz kavgaları…
Hiç ama hiçbirini duymasam.
Dünyayı sessize alsam.
Öyle bi alsam ki,
Mutlu olsam.
Özlem/15122016

8 Aralık 2016 Perşembe

Vasiyet

Baharda öleyim ben.
İlkbaharda…
Hiç biriniz soğuktan donmayın,
Hiç biriniz sıcaktan bayılmayın.
Uzun uzun kalın yanımda.
Acele etmeyin sakın.
İnce belli cam bardaklarda,
Tavşan kanı çaylar için.
Kırmızı çiçekli küçük porselen tabakta,
Sıcacık helva yiyin.
Elbette ağlayın ama,
Gülün canım biraz.
Güzel anılarımızı konuşun,
Gelin yanıma bana da anlatın.
Tek tek, uzun uzun vedalaşın benimle.
Sonra gidin evlerinize.

Ha bir de, çiçek dikin dikmesine de,
Domates fidesi de hiç fena olmaz hani
Mezarımın üstünde.


Özlem/01/12/2016

18 Şubat 2016 Perşembe

Ezan sesi…

Uyandığımda ezan okunuyordu.
Bana hep iyi gelen bu ses, yüreğimi sıkıştırıyordu bu sabah.
Çekyatta uyumuşum.
Niye orada uyuduğumu düşünmekle, dün olanları hatırlamam arasından saniyeler geçti.
Babaannem ölmüştü dün.
Kafamı yastığa gömdüm.
Hıçkırarak ağlamaya başladım.
O an aklıma babam geldi.
Benim yüreğim böyle sıkışıyorsa o ne hissediyordu kim bilir.
Ben sabaha karşı uyumuştum ama kesin uyumamıştır o.
Göz ucuyla baktım.
Sandalyede oturmuş, gözünü bile kırpmadan camdan dışarıya bakıyordu.
Derin nefes aldım, gözlerimi sildim, dimdik kalktım.
Onun acısı benimkinden büyüktü.
Güçlü durmalıydım, yanında olmalıydım.
Bu sabah yine aynı yürek sıkışmasıyla uyandım.
Ezan okunuyordu.
Yıllar öncesi o sabaha gitti aklım.
Hemen kalktım odalara baktım.
Sevdiğim herkes iyiydi.
Şükürler olsun deyip, derin bir oh çektim.
Ama...
Yüreğimin sıkışması geçmedi.
O an aklıma geldi.
Bu sabah Ankara’da 28 evde ezan sesiyle uyananlar,
birkaç saatlik uykudan uyandığında dün yaşananların rüya olmadığını anlayıp hıçkırıklara boğulanlar,
sabaha kadar sandalyede oturup, gözünü kırpmadan dışarıyı seyredenler vardı.
Torunlarını görmüş, tertemiz ölmüş yaşlı babaannem için, benim bugün bile yüreğim sıkışırken,
merhametsizce, sebepsizce katledilen, tek parça halinde ölemeyen insanların, sevdiklerinin hissettiklerini anlamama imkan yok.
Acıları mı daha büyük, öfkeleri mi, bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, bu acının ve öfkenin yalnızca onlara ait olmadığı.
Olmaması gerektiği.
Tertemiz ölümlerin gittikçe uzaklaştığı bu ülkede, yarın sabah ezan okunurken sandalyede oturup dışarıyı seyreden biz olabiliriz çünkü.
Özlem/18.02.2016

24 Aralık 2015 Perşembe

Merak ediyorum…

Yılbaşı kutlanır, kutlanmaz.
Hiç o topa giremiycem.
Ben bütün özel günleri kutlarım.
Hiçbir fırsatı kaçırmam sevdiklerime sevdiğimi söylemek için diyelim.
Huyum kurusun.
Siz de kaçırmayın.
Siz de hatırlayın.
Maddi değeri değil manevi değeri olsun hatırlamalarınızın.
Sabah uyandığında, okuma yazma bilmeseler bile, onun için hazırlanan bir kartla gözünü açsın çocuklarınız.
Sizin en güzel dileklerinizle uyansın, karınız, kocanız.
Her gün defalarca konuştuğunuz ama seni seviyorum demediğiniz annenizin babanızın bir notla yüzü gülsün hala hayattayken.
Bir bitter çikolata gönderin sevdiğiniz arkadaşınıza, küçük bir notla.
Sevginizin, dostluğunuzun tadı kalsın damağında.
Uzun süre görüşemeseniz de, kaldığınız yerden devam ettiğiniz dostlarınıza hatırlatın kendinizi.
Elektronik olmasın ama hatırlatmalarınız.
Elle tutulur olsun illa ki.
Atsa atılmasın satsa satılmasın.
Anılarınızı biriktirdiğiniz kutuda yerini alsın.
Kutu derken, yaş aldıkça silikleşen hafızamızdan değil, gerçek bir kutudan bahsediyorum ben.
Çocukluğunuza, çocuklarınıza, ailenize dair anıları sakladığınız kutudan.
Hah tam da oraya koyun bu küçük notları, minik hediyeleri…
Uzaklaşsanız da hayatınızdan hiç çıkmayan sevdiklerinizin yüreklerini…
Gün gelip de mutsuz hissettiğinizde, mutluluk kutunuz bu sizin.
Kapağını her açtığınızda size illa ki iyi gelir.
Sabahın körü, uyku uyku diye söylenerek arabaya bindiğimde duyduğum bir Candan Erçetin şarkısı yazdırıyor bana bunları.
Yıllar geçtikçe, sıradan mı olacaksın…
Yoksa yenilmeyip zamana, sevdiğim gibi mi kalacaksın.
Ben zamana hiç yenilmedim.
Siz de yenilmeyin.
Sevdiklerinizin, sevdiği gibi kalın.
Mutlu yıllar.
Özlem… 25/12/15

9 Kasım 2015 Pazartesi

10 Kasım

5 yaşında okula başladım ben.
Öyle çok zeki olduğumdan falan değil, pedagog yokluğundan.
Çocuklara okuldan önce bir şey öğretmeyin diye abime tembihlemediklerinden olsa gerek,
okuma yazmayı öğretmişti bana o yaşta.
E madem biliyorsun hadi deyip, doğru okula götürmüştü dedem de.

O kadar küçüktüm ki, bir tek okula ilk başladığım günü hatırlıyorum.
Kapkara bir karınca sürüsü gibiydik önlüklerin içinde.
Yüzlerce çocuk vardı bahçede.
Annem biraz beklemiş, sonra gitmişti.
Ne çok ağlayan çocuk vardı.
Her şeye ağlayan ben,
Nasıl olmuş da o gün ağlamamıştım hiç bilmem.

O küçücük ilk yıllarımdan hatırladıklarım,
Dünyanın en iyi öğretmeni Atiye Hanım,
Beni delirten şişko bir çocuk,
Bir de korkmamam gerektiğini söyleyen İstiklal Marşıdır.

Ben Korkma derken var gücüyle bağıran,
Yakası kolalı, siyah önlüklü jenerasyonum.
Bayramlarımı kutlarım.
Milli bayramlarımı da dini bayramlarımı da.
İkisinin birbirine alternatif olarak görülmediği günlerden kalma alışkanlıkla olsa gerek,
Her 10 Kasım’da 9’u 5 geçe ayağa kalkar,
Saygı duruşumu yaparım.
Siren sesini duyduğumda da illa ki ağlarım.
Atatürk öldü diye üzüldüğümden değil,
Heyacanımdan.
Dünyada kaç millete nasip olmuş ki böyle bir lider,
Gururumdan.

Bugün,
6 yaşında babasına hayranlık beslerken,
Büyüdükçe babasının hiçbir şey bilmediğini düşünen şımarık çocuklar ülkesi gibiyiz.
Ah baba hayatta olsan da sana danışsak diyeceğimiz günlere az kaldı ya,
Sen yine de bugün kusurumuza bakma Ata’m.

30 Ekim 2015 Cuma

Neyini Seveyim Sonbaharın?

Neyini seveyim sonbaharın?
Ölmektir sonbahar...
Tabiat ölür mesela
Renkler ölür.
Kim sever Allah aşkına tek başına kahveyi, griyi,
sararmış yaprak sarısını…
Yeşili kalmamış ağaç dalını.
Dökülmektir sonbahar...
Sadece yapraklar dökülse iyi,
Saçların bile dökülür.
Karanlıktır bi kere,
Sabah da akşam da karanlıktır.
Oldum olası yüzü gülmez,
Somurtkandır.
Yüreğini ısıtan pırıl pırıl yaz varken,
Sonbaharın aşkı niye başka,
Eylül niye romantik,
Hiç anlamam.
Bulutların ardına saklandığına bakılırsa,
Olsa olsa karşılıksız aşktır o.
Mutsuzluk verir.
Karışmam.
Hiç sevmem sonbaharı.
Kuşlar bile sevmez, kaçarken,
Ben neyini seveyim Allah aşkına?
Özlem/10/2015

7 Eylül 2015 Pazartesi

düşman kim?

Sabahın körü zırr diye çalan bir telefonla düşmüştü ateş evimize.
Liseden sonra gittiği asker ocağında şehit olmuştu kuzenim.
Daha yolun başındayken, daha düz yolda yürüyemezken Van’ın dağlarında çatışmada ölmüştü.
Hiçbir zaman bilemedik bizim yaşımıza geldiğinde nasıl görünecekti.
Kiminle evlenecekti, çocukları kime benzeyecekti.
Hep o gencecik haliyle bize bakıyor her şehitliğe gittiğimizde.
Bir tek o, gülümseyen gencecik haliyle kaldı.
Onun dışında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Ne annesi babasının bir daha yüzü güldü, ne de kız kardeşlerinin.
Biz ise yüreğimizde, hüzünle kızgınlığın karıştığı bir duyguyla yaşıyoruz yıllardır.
Bugün hangi eve ateş düşse, yanıyor yüreğimiz.
Biliyoruz o haber yanlış gelmiştir diye, canının cansız bedenini beklemek ne demektir.
Biliyoruz sabahın akşamla, gecenin sabahla karışıp, zamanın yitip gitmesi ne demektir.
Evlere sığamayıp sokaklarda oturmak, hiç tanımadığın insanlarla aynı anda ağıtlar yapmak ne demektir biliyoruz.
Gördüğümüzde içimizi ısıtan üniformalı askerleri, evinin kapısında gördüğünde yüreğinin sıkışması, nefes alamamak ne demektir biliyoruz.
Günlerdir kaç eve ateş düştü sayamadım.
Alev alev yanıyor Türkiye.
Gözümüze uyku girmiyor, canımız yanıyor.
Her şehit haberi bir kez daha yaramızı kanatıyor.
Ama bu kez daha güçlü, ama bu kez daha fazla…
Çünkü bilmiyoruz artık
Düşman kim?