Filme mi aşık olmuştuk, Frank mi çok yakışıklıydı, Rachell mi çok havalıydı, yoksa daha yolun çok başındaydık ve böyle aşklar mı hayal ediyorduk bilmiyorum.
Filmi izledikten sonra uzunca bir süre o şarkıyı dinlemek için kalmıştık koltuklarda...
Sessiz sessiz yürüyüp iç geçirmiştik çıkışta, günlerce konuşmuş, filmdeki tüm şarkıları ezberleyebilmek için başka albüm dinlemez olmuştuk.
Ne yakışıklı adamdı, nasıl güzel bi kadındı, nasıl güzel bir aşktı… Biz de böyle aşık olacak mıydık? Bize de böyle aşık olacaklar mıydı? Evet olacaktık. Kesin olacaktık ama bizim aşklarımız böyle mutsuz bitmeyecekti. Biz o uçağı durdurup boynuna sarıldıktan sonra asla gitmeyecektik, aşık olduğumuz adamı terk etmeyecektik.
Bir dönem aşk hayallerimizi en çok etkileyen filmdi Bodyguard.
Bugün de beni en çok etkileyen ölüm haberlerinden biri oldu seni hep seveceğim derken içimi titreten sesin ölümü… Hayallerimize hiç yakışmayan şekilde, bir otel odasında, yapayalnız ölmüştü Whitney Houston…
Üzüldüm. Çok üzüldüm.
Unutulmaz aşklar adına, bir dönem dünyanın en güzel aşk şarkılarını söyleyen kadın adına, gençliğimizde kurduğumuz hayaller adına…
Tek başına oluşuna, evinde sevdikleriyle beraber olmayışına, dillere destan gerçek bir aşk hikayesinin kahramanı olmak yerine, ilaçlarla aşk yaşayacak kadar şanssız olmasına üzüldüm.
Senin adına, bugünden sonra I will always love you diyen güzel sesini dinlemekten, I have nothing if I dont love you derken Frank’in seni nasıl kurtardığını hatırlamaktan başka yapacak bir şeyim yok sesi içimi titreten kadın.
Ama kendi adıma kızlarla biraraya gelip, Bodyguard’ı tekrar izlemek ve Rachel ile Frank’in mutsuz biten aşkına ağlamak istiyorum.
13 Şubat 2012 Pazartesi
10 Şubat 2012 Cuma
bu da teyzesinden can'ına:)
Annenle bir ömrü paylaştık biz.
Koskoca bir 30 yıl aynı evde aynı odayı paylaştık.
Kimi zaman güldük....
Kimi zaman ağladık..
Sabahlara kadar müzik dinledik.
Aşklarımızı anlattık, arkadaşlarımızla sabahladık.
Ama herşeyi biz birlikte paylaştık.
Kardeşten öteydik.
Ve sonra evlendik.
Ayrı evlere gittik.
Ve bir gün bi duydumki Canımın Can'ı olacakmış.
Aradan 1-2 hafta geçti bir baktım Can'ımın kuzeni gelecekmiş.
Evet uzun aylar beklemenin sonunda önce sen geldin dünyaya.
Küçücüktün. Korumasız,Savunmasızdın.
Sonra Ali doğdu.Aranızda 10 gun vardı.
Ve işte o gün neyi anladım biliyormusun bizim gibi sizde birbirinize can yoldaşı olacaksınız.
Kardeş olacaksınız.
Birlikte ağlayıp birlikte güleceksiniz
Aynı bizim gibi sizde bir ömrü paylaşacaksınız.
Diliyorumki Can'ım hayatında,hayatımızda hep canlarımız olsun.
Çünkü ,Onlar varken bizim gözümüz hiçbir zaman arkada kalmayacak.
Seni çok ama çok seviyorum.Teyzen....
Koskoca bir 30 yıl aynı evde aynı odayı paylaştık.
Kimi zaman güldük....
Kimi zaman ağladık..
Sabahlara kadar müzik dinledik.
Aşklarımızı anlattık, arkadaşlarımızla sabahladık.
Ama herşeyi biz birlikte paylaştık.
Kardeşten öteydik.
Ve sonra evlendik.
Ayrı evlere gittik.
Ve bir gün bi duydumki Canımın Can'ı olacakmış.
Aradan 1-2 hafta geçti bir baktım Can'ımın kuzeni gelecekmiş.
Evet uzun aylar beklemenin sonunda önce sen geldin dünyaya.
Küçücüktün. Korumasız,Savunmasızdın.
Sonra Ali doğdu.Aranızda 10 gun vardı.
Ve işte o gün neyi anladım biliyormusun bizim gibi sizde birbirinize can yoldaşı olacaksınız.
Kardeş olacaksınız.
Birlikte ağlayıp birlikte güleceksiniz
Aynı bizim gibi sizde bir ömrü paylaşacaksınız.
Diliyorumki Can'ım hayatında,hayatımızda hep canlarımız olsun.
Çünkü ,Onlar varken bizim gözümüz hiçbir zaman arkada kalmayacak.
Seni çok ama çok seviyorum.Teyzen....
9 Şubat 2012 Perşembe
bu da süt annenden:)
Can'ım benim... İyi ki doğdun...
4 yıl önce bugün, karnımda Ecem 7 aylık ve senin gelişini bekliyoruz hastane koridorunda... O gün dün gibi gözümün önünde... o heyecanımızı sana anlatamam. İyi ki güzel anan seni doğurmuş...
Seni sütannen yer ve bitirir, Allah'ın izni ile ömrümüzün sonuna kadar inşallah bu mutlu günleri hep beraber sürdürürüz.
Can'ım benim...
Seni çok ama çok seven
Süt annen&Süt kardeşlerin (Ecem ve kardeşi)&Bülent
can'ıma...
Artık;
Bana günümün nasıl geçtiğini soruyor,
Bunları bulamayan çocuklar var diyerek tabağındaki yemeği bitiriyor,
Pahalı oyuncakları alamadığımızda bize küsmüyorsun.
Araba gelirken arkama geç anne diyor,
Beni koruyor,
Arabada parmaklarını parmaklarıma geçirip,
Saatlerce hayvan tutmaca oynuyorsun.
Karnıma elini koyup kardeşinle konuşuyor,
Allah’a dualarını kabul ettiği için şükrediyor,
Seni burdan 100’e kadar seviyorum diyerek
Beni çok ama çok mutlu ediyorsun.
Sabahları uyandığında takvime bakıyor,
Bugün annemin iş günü diyor ve artık ağlamıyorsun.
Yalnız yaşama ve siyah jet araba alma hayalleri kuruyor,
Biz yaşlandığımızda öleceğimizi düşünerek hüzünleniyorsun.
Ama bugünün yaşlılarına “siz yandınız. çok yaşlısınız yakında öleceksiniz” demekten geri kalmıyorsun.
Her tavuk pişirdiğimizde, neden hayvanları yediğimizi sorgularken,
Hayvan doktoru olmak istiyorsun.
Ama kliniğe kaplan gelsin istemiyorsun.
Bugün 4 yaşındasın.
Büyüdün.
Hem de çabucak.
Ben 4 yıl nasıl geçti hiç anlamadım.
Ne zaman sen benimle tüm bunları konuşur oldun onu da anlamadım.
Tek bildiğim; hayatımdaki en güzel şeysin.
Gecemsin, gündüzümsün, eğlencemsin, hüznümsün.
İyiliğimsin.
İyilik getirenimsin.
Sen benim 4 yıldır her gün daha çok aşık olduğum küçük adamımsın.
İyi ki varsın.
Bana günümün nasıl geçtiğini soruyor,
Bunları bulamayan çocuklar var diyerek tabağındaki yemeği bitiriyor,
Pahalı oyuncakları alamadığımızda bize küsmüyorsun.
Araba gelirken arkama geç anne diyor,
Beni koruyor,
Arabada parmaklarını parmaklarıma geçirip,
Saatlerce hayvan tutmaca oynuyorsun.
Karnıma elini koyup kardeşinle konuşuyor,
Allah’a dualarını kabul ettiği için şükrediyor,
Seni burdan 100’e kadar seviyorum diyerek
Beni çok ama çok mutlu ediyorsun.
Sabahları uyandığında takvime bakıyor,
Bugün annemin iş günü diyor ve artık ağlamıyorsun.
Yalnız yaşama ve siyah jet araba alma hayalleri kuruyor,
Biz yaşlandığımızda öleceğimizi düşünerek hüzünleniyorsun.
Ama bugünün yaşlılarına “siz yandınız. çok yaşlısınız yakında öleceksiniz” demekten geri kalmıyorsun.
Her tavuk pişirdiğimizde, neden hayvanları yediğimizi sorgularken,
Hayvan doktoru olmak istiyorsun.
Ama kliniğe kaplan gelsin istemiyorsun.
Bugün 4 yaşındasın.
Büyüdün.
Hem de çabucak.
Ben 4 yıl nasıl geçti hiç anlamadım.
Ne zaman sen benimle tüm bunları konuşur oldun onu da anlamadım.
Tek bildiğim; hayatımdaki en güzel şeysin.
Gecemsin, gündüzümsün, eğlencemsin, hüznümsün.
İyiliğimsin.
İyilik getirenimsin.
Sen benim 4 yıldır her gün daha çok aşık olduğum küçük adamımsın.
İyi ki varsın.
30 Ocak 2012 Pazartesi
kısa bir doğumgünü yazısı...
En beğendiğim yeni yıl kampanyası Coca Cola’nın reklam kampanyasıydı.
Her yeni yıl senin için yeni bir umut, bir arada artar mutluluk, el ele artar mutluluk diyordu.
Bugün benim doğum günüm.
Her yeni yaş benim için yeni bir umut.
Mutluluğum ailemle, dostlarımla artıyor.
Kendimi dünyanın en geniş ve en güzel ailesine sahip hissediyorum.
Çocukluk arkadaşımdan iş hayatımda kazandıklarıma kadar herkes hala hayatımın içinde.
Hepsi birbirini tanıyor. Hepsi birbirini seviyor. Ama hepsi en çok beni seviyor.
Şımarıklık olduğunu biliyorum ama ben sevildiğim için çok mutluyum.
Hayatta yaptığım en doğru şeyin insan biriktirmek olduğunu büyüdükçe daha iyi anlıyorum.
Ailem ve dostlarım sayesinde “daha iyi bir dünyaya inanmak için pek çok nedenim var”
Her yeni yıl senin için yeni bir umut, bir arada artar mutluluk, el ele artar mutluluk diyordu.
Bugün benim doğum günüm.
Her yeni yaş benim için yeni bir umut.
Mutluluğum ailemle, dostlarımla artıyor.
Kendimi dünyanın en geniş ve en güzel ailesine sahip hissediyorum.
Çocukluk arkadaşımdan iş hayatımda kazandıklarıma kadar herkes hala hayatımın içinde.
Hepsi birbirini tanıyor. Hepsi birbirini seviyor. Ama hepsi en çok beni seviyor.
Şımarıklık olduğunu biliyorum ama ben sevildiğim için çok mutluyum.
Hayatta yaptığım en doğru şeyin insan biriktirmek olduğunu büyüdükçe daha iyi anlıyorum.
Ailem ve dostlarım sayesinde “daha iyi bir dünyaya inanmak için pek çok nedenim var”
27 Ocak 2012 Cuma
Akıllanmam ben...
Anne olanlar bilir.
Annelik ilk andan itibaren zordur.
Mide bulantısı, baş dönmesidir.
Saçlarının dökülmesi, ne giyersen olmamasıdır.
Kendini çirkin hissetmektir.
Kocana beni artık beğenmiyorsun diye dudak bükmektir.
Beni aldatırsan seni öldürürüm demektir.
Yatakta sağdan sola dönememektir.
Her zorluğu çekmek ama tekme yediğinde suratında gördüğün salak gülümsemedir.
Kolun incinse bir hafta yatarken, ameliyat olmuşken aynı gün ayağa kalkmaktır.
Uykusuz geceler, uydurma ninniler, siyah süt psikolojisidir.
Kaka yapamıyor diye ağlamak, gaz çıkarınca sevinmektir.
Gece onun için, gündüz patronun için çalışmaktır.
Hem anne hem iş kadını hem ev kadını hem kadın olabilmektir.
Ne kadar yorgun olursan ol onunla vakit geçirmektir.
Seni sen olmaktan çıkarsa da senin onu hayatından çıkaramamandır.
Bebek yapmak, suratının ortasına dövme yaptırmak gibidir demişti eat, pray, love filmindeki kadın julia roberts’a…
Bir kez yaptın mı bir daha kurtulamazsın.
Tam da böyle bir şey işte annelik.
Karar vermesi zor, hissetmesi zor, ama olması en zor…
İşte bu yüzden akıllanmam ben diyorum ya.
Hayatımın en zor dört yılını geçirmişken, hayatımın bir sonraki dört yılının nasıl geçeceğini hayal bile edemezken, yüzüme ikinci bir dövme yaptırıyorum.
Mutlulukla, sevinçle, hayatımın geri kalanında daha çok yorulmayı kabul ediyorum.
Ama ben zaten bütün yüzüm dövmelerle kaplansın istiyorum.
Hayatım bir sürü çocuktan ve onlarla her gün yeni bir şeyi keşfetmekten ibaret olsun istiyorum.
Çünkü ben dünyayı iyiliğin kurtaracağına inanıyorum.
İyilik ise, sevgi dolu annelerden doğan, mutlulukla büyütülen çocuklarımızdan gelecek…
Annelik ilk andan itibaren zordur.
Mide bulantısı, baş dönmesidir.
Saçlarının dökülmesi, ne giyersen olmamasıdır.
Kendini çirkin hissetmektir.
Kocana beni artık beğenmiyorsun diye dudak bükmektir.
Beni aldatırsan seni öldürürüm demektir.
Yatakta sağdan sola dönememektir.
Her zorluğu çekmek ama tekme yediğinde suratında gördüğün salak gülümsemedir.
Kolun incinse bir hafta yatarken, ameliyat olmuşken aynı gün ayağa kalkmaktır.
Uykusuz geceler, uydurma ninniler, siyah süt psikolojisidir.
Kaka yapamıyor diye ağlamak, gaz çıkarınca sevinmektir.
Gece onun için, gündüz patronun için çalışmaktır.
Hem anne hem iş kadını hem ev kadını hem kadın olabilmektir.
Ne kadar yorgun olursan ol onunla vakit geçirmektir.
Seni sen olmaktan çıkarsa da senin onu hayatından çıkaramamandır.
Bebek yapmak, suratının ortasına dövme yaptırmak gibidir demişti eat, pray, love filmindeki kadın julia roberts’a…
Bir kez yaptın mı bir daha kurtulamazsın.
Tam da böyle bir şey işte annelik.
Karar vermesi zor, hissetmesi zor, ama olması en zor…
İşte bu yüzden akıllanmam ben diyorum ya.
Hayatımın en zor dört yılını geçirmişken, hayatımın bir sonraki dört yılının nasıl geçeceğini hayal bile edemezken, yüzüme ikinci bir dövme yaptırıyorum.
Mutlulukla, sevinçle, hayatımın geri kalanında daha çok yorulmayı kabul ediyorum.
Ama ben zaten bütün yüzüm dövmelerle kaplansın istiyorum.
Hayatım bir sürü çocuktan ve onlarla her gün yeni bir şeyi keşfetmekten ibaret olsun istiyorum.
Çünkü ben dünyayı iyiliğin kurtaracağına inanıyorum.
İyilik ise, sevgi dolu annelerden doğan, mutlulukla büyütülen çocuklarımızdan gelecek…
16 Kasım 2011 Çarşamba
İlan-ı Aşk…
Özel günleri severim.
Ben yılda bir kez mi sevgilimi hatırlayacağım, bize her gün Sevgililer Günü, yılda bir kez mi annemi hatırlayacağım, benim için her gün Anneler Günü, böyle günler sadece ve sadece, insanları tüketime yönlendirme taktikleridir diye söylenenlerden hiç değilim.
Özel günleri severim.
Sevgililer Günü’nü de severim.
Ama adı gibi “özel” olursa severim.
Vıcık vıcık olmazsa, kırmızı kalpten yastıklarla boğulmazsa, pahalı parfüm kokularıyla oksijensiz bırakılmazsa severim.
Her yer kırmızı olmazsa, içine yeşiller, morlar, sarılar katılırsa severim.
Tanesi bilmem kaç liraya gül değil, kır çiçekleri severim.
Eskilerden kalma üzerinde çiçekler böcekler olan bir kartpostal isterim.
Sevgilim benim için küçük bir kağıda sevgi dolu bir not yazsın isterim.
Aşk mektubu isterim.
Benim için yemek pişirsin, yemek pişireyim isterim.
Benim sevdiğim şarkıları bir CD’ye kaydedip bütün gece dinletsin isterim.
Fotoğraflarımızdan albüm yapsın, hepsinin üzerine ikimize ait notlar yazsın isterim.
Ya da fotoğraflarımızdan “Selvi Boylum Al Yazmalım” tadında siyah beyaz bir bir aşk filmi afişi isterim.
Sevgililer Günü’nü severim.
Kutlansın isterim.
Kutlamak isterim.
Sevgililerin kavuşmasının engellendiği bir ülkede, sevgilileri kavuşturmak için ölmeyi göze alan bir din adamının inandığı aşk kutlansın isterim.
Yaşamın koşuşturmasında ilan-ı aşk etmeye bulamadığımız vakti, aşka ayrılmış bu tek günde doya doya yaşayalım isterim.
Ama…
Zaman harcayarak.
Emek harcayarak.
Vıcık vıcık olmadan, kırmızı kalpten yastıklarla boğmadan, pahalı parfüm kokularıyla oksijensiz bırakmadan…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)