30 Ekim 2015 Cuma

Neyini Seveyim Sonbaharın?

Neyini seveyim sonbaharın?
Ölmektir sonbahar...
Tabiat ölür mesela
Renkler ölür.
Kim sever Allah aşkına tek başına kahveyi, griyi,
sararmış yaprak sarısını…
Yeşili kalmamış ağaç dalını.
Dökülmektir sonbahar...
Sadece yapraklar dökülse iyi,
Saçların bile dökülür.
Karanlıktır bi kere,
Sabah da akşam da karanlıktır.
Oldum olası yüzü gülmez,
Somurtkandır.
Yüreğini ısıtan pırıl pırıl yaz varken,
Sonbaharın aşkı niye başka,
Eylül niye romantik,
Hiç anlamam.
Bulutların ardına saklandığına bakılırsa,
Olsa olsa karşılıksız aşktır o.
Mutsuzluk verir.
Karışmam.
Hiç sevmem sonbaharı.
Kuşlar bile sevmez, kaçarken,
Ben neyini seveyim Allah aşkına?
Özlem/10/2015

7 Eylül 2015 Pazartesi

düşman kim?

Sabahın körü zırr diye çalan bir telefonla düşmüştü ateş evimize.
Liseden sonra gittiği asker ocağında şehit olmuştu kuzenim.
Daha yolun başındayken, daha düz yolda yürüyemezken Van’ın dağlarında çatışmada ölmüştü.
Hiçbir zaman bilemedik bizim yaşımıza geldiğinde nasıl görünecekti.
Kiminle evlenecekti, çocukları kime benzeyecekti.
Hep o gencecik haliyle bize bakıyor her şehitliğe gittiğimizde.
Bir tek o, gülümseyen gencecik haliyle kaldı.
Onun dışında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Ne annesi babasının bir daha yüzü güldü, ne de kız kardeşlerinin.
Biz ise yüreğimizde, hüzünle kızgınlığın karıştığı bir duyguyla yaşıyoruz yıllardır.
Bugün hangi eve ateş düşse, yanıyor yüreğimiz.
Biliyoruz o haber yanlış gelmiştir diye, canının cansız bedenini beklemek ne demektir.
Biliyoruz sabahın akşamla, gecenin sabahla karışıp, zamanın yitip gitmesi ne demektir.
Evlere sığamayıp sokaklarda oturmak, hiç tanımadığın insanlarla aynı anda ağıtlar yapmak ne demektir biliyoruz.
Gördüğümüzde içimizi ısıtan üniformalı askerleri, evinin kapısında gördüğünde yüreğinin sıkışması, nefes alamamak ne demektir biliyoruz.
Günlerdir kaç eve ateş düştü sayamadım.
Alev alev yanıyor Türkiye.
Gözümüze uyku girmiyor, canımız yanıyor.
Her şehit haberi bir kez daha yaramızı kanatıyor.
Ama bu kez daha güçlü, ama bu kez daha fazla…
Çünkü bilmiyoruz artık
Düşman kim?

27 Ağustos 2015 Perşembe

can dostum...

Sebebi ne olursa olsun, her türlüsü zor ayrılığın.
Hele de ayrıldığın, can dostunsa.

Beni, hiç ama hiç kırmayan, yormayan, yargılamayan,
Ben daha ne hissettiğimi bilemezken, arayıp hislerime tercüman olan,
Hayatımın her aşamasında bir adım önde durup yolumu açan,
Yürüdükçe ardında hep aşk, dostluk ve iyilik bırakan,
Ağız tadıyla dedikodu bile yapılamayacak kadar güzel yürekli,
Orada olduğu için kendimi hep şanslı hissettiğim can dostum,
Dubai’ye yerleşiyor şimdi.

Biliyorum her şey senin için çok güzel olacak.

Olacak da…
Benim için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sanki.

Yolun açık olsun can dostum, canım dostum.

Kendine iyi bak oralarda…

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Arefe...

Arefeden başlar aslında bayram.
Kaybettiğin kim varsa önce onlara gidersin.
Bilirsin bayramlıklarını giymiş beklerler seni.
Görürler, duyarlar.
Dua edersin.
İçten içe içini döker, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpersin.

Sonra gerçek hayata dönersin.
Hiç yıkamamış gibi arefe banyosunda çitilersin çocukları.
Yaşlı olmasan da vardır illa ki bayram anıların,
uyutmadan önce ninni niyetine anlatırsın.
Herkes uyuyunca bayramlıkları ütüler, salona sıra sıra dizer,
Rengarenk şekerlemeleri masanın üzerine yerleştirir,
yatmadan önce suç işler gibi yersin.

Bayram;
Erken kalkmanın keyif verdiği nadir bir gündür.
Baba namazdan gelene kadar, evin içinde koşuşturmaktır.
Bayramlıkları giymek, heyecanla iki dirhem bir çekirdek beklemektir.
El öpmektir her yaşta.
Kocadan bayram harçlığı almak için verdiğin mücadeledirJ

Kalabalık kahvaltı sofrasıdır.
Ruhun beslenirken aç kalan midenin bayramıdır en başta.
Mutlulukla çalınan, güler yüzle açılan kapılardır.
Çocuk hediyelerinin açılış anına tanık olmaktır.
El yapımı baklavalar, çeşit çeşit çikolata lokumlardır.
Telefonun diğer ucundaki özlem dolu sesler,
Pek anlamadığın ama seni gülümseten şiir tadında upuzun mesajlardır.

Her sene başında acaba bu yıl kaç gün diye takvime baktığın tatildir aynı zamanda.
Ziyaretler bittiğinde sakin İstanbul’un keşfidir.
Sizin anlayacağınız,
Benim için fazlasıyla gelenekseldirJ

Çocuk neşesinde, kalabalık, gelenekli görenekli, mutlu bir bayram istiyorum.

Kendim için de ve dilerseniz sizin için de…

18 Haziran 2015 Perşembe

Ramazan

Ramazan’da…
Acıkırım.
Susarım.
Uyuklarım.
Zorlanırım.
Ama aynı zamanda…
İnanırım.
Umut ederim.
Dua edersem olacağına inanır, daha çok dua ederim.
Huzur bulurum.
Sakinleşirim.
Her şeyi bir tık daha fazla severim.
Dünyayı, evimi, yemekleri, uykuyu…
Ruhen ve bedenen,
Yenilenirim.
Güzel yemekler yapar, özenli masalar hazırlarım.
Her şeyin tadı değişir sanki.
Güzelleşir.
Çay tavşan kanıdır.
Kahvaltıyla akşam yemeği aynı andadır.
Her akşamkinden farklı olarak yemek saati uzuncadır.
Çocuklarınıza hikayeleriniz, kalabalık iftar sofralarınız, her hafta sonuna bir iftar buluşmanız vardır.
Ramazan benim için başkadır.
Sizin de yenilendiğiniz, huzur bulduğunuz, kalabalık iftar sofralarıyla hatırlayacağınız mutlu bir Ramazan olsun.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Annelik Can'dır.

Annelik;
Sonsuz aşkı getirir.
Yeniler.
Sabır verir.
Keşfettirir.
Panikletir.
Özelleştirir.
Endişelendirir.
Gönüllü feda ettirir.
Saçı süpürge etmese de illa ki kestirir.
Bütün çocuklara kuzum dedirtir.
Her tür canlıyı sevdirir.
Atık maddeyi öğretir.
Uykuyu özletir.
Mucizelere inandırır.
Güldürür.
Ağlatır.
Tekrar güldürür.
Kıskandırır.
Her şeyin organiğini yaptırır.
Psikoloji, sosyoloji, gastronomi öğretir.
Etkinlik etkinlik gezdirir.
Söyletir.
Dinletir.
Dünyayı sevdirir.
Annelik Can’dır…

9 Şubat 2015, Can'ıma...

18 Eylül 2014 Perşembe

Aşk-ı Mert

İlkokulda başlıyor aşk.
Sınıfın en çalışkanı mı, en yakışıklısı mı, en sessizi mi ilgini çeker hiç belli olmaz. Yanında oturmayı aşk sayarsın.

Lise gelir.
Öyle çok aşıksındır ki, Leyla’yı anlar bulursun kendini.

Üniversite geldiğinde, bir bakmışsın, aşk başka duyguları da beraberinde getirmiş. Anlarsın geçmişte kalan her şeyin çocukluğa dair olduğunu.

Ya orada buluverirsin can yoldaşını, ya gerçek hayatla tanıştığında.

Sonra bir gün yaşamının sonuna kadar beraber olmayı hayal ettiğin adamdan bir çocuğun olacağını öğrenirsin.
Ne çok karışır yüreğin.
Merak, telaş, mutluluk, bilinmezlik, gerginlik.
Bitmez o 9 ay 10 gün.
Sayılı gün çabuk geçer ya, geçmez aslında.
Günleri haftaları sayarsın, bir gün bir ömür gelir sana.
Sonra bir gün sen gözünü açamazken, yine gözünü açamayan küçücük bir şey verirler kucağına.
Kendini bildin bileli hiç duymadığın bir koku gelir burnuna.
Cennetin bir kokusu var mıdır bilemezsin, ama varsa böyle bir şey olmalı dersin içten içe.
Sonra yüreğinde, beyninde ve bedeninde bir yer açılır.
Sadece bu küçücük şeye ayrılmış bir yer.
Ne aşklar, ne duygular yaşadım ama dersin…
Ama bu duygu, yaşadıklarımın hiçbirine benzemiyor.

Bugün bu duyguları ikinci kez yaşayışımın ikinci yılı.
Mert’imin doğum günü.

Hamileyken, acaba Can kadar sevebilir miyim dediğim, geldiğinde yüreğimi iki kat çoğaltan, anneliğin dünyadaki tüm duyguların üstünde olduğunu bana ikinci kez hatırlatan oğlumun doğum günü.

Mutluyum.
Hem de çok…