31 Aralık 2025 Çarşamba


Mucizelerle Gel 2026!

Jim Carry’nin en sevdiğim filmlerinden biridir Aman Tanrım.

Tüm evrenin ona karşı olduğunu düşünen Bruce’a tanrısal güçler verir Yukarıdaki Büyük Adam (Morgan Freeman) Sonrası evlere şenlik. İstediğin her şeyi yapabildiğin bir dünya nasıl da cazip. Para sende… Güç sende. Ne istersen o! Tek bir şey hariç, özgür iradeye müdahale yok. Birini kendine aşık edemiyorsun mesela.

Günler geçip de, insanların duaları birikince ne yapacağını bilemeyen Bruce, bir tuşa basarak tüm duaları kabul ediyor. Sonrası tam bir kaos. Dünya bir cehenneme dönüşüyor. Çaresizce soruyor Bruce, “ne istedilerse verdim”. Tanrı yanıtlıyor, “Ne zamandan beri insanlar kendileri için neyin iyi olduğunu biliyor ki?”

2025’in son sabahına uyandığımda, bu gece saat 12’yi vurduğunda dileğimin ne olacağını düşündüm. Bulamadım. Ne desem eksik sanki. Sağlıkla başlamak şart mesela. Hani 1’in yanına ne kadar çok sıfır koyarsan değeri o kadar artıyor da, baştaki 1’i kaldırırsan elinde sadece bol sıfır kalıyor ya, hah işte sağlık o 1. Yani sağlık şart. E peki ya çocuklar? Onlar için de bir şey dilemek lazım. Kendin için iste demeyin hiç boşuna. Analık müessesi öyle çalışmıyor. Sonra sevdiklerin, ailen, can dostların.

Say say bitmiyor.

Sabah sabah çıkamadım işin içinden, sonra Bruce geldi aklıma, bir mucize diledim. “İnsanları hayran bırakan olağanüstü olay ya da şey”miş Mucize. Çünkü yine Freeman diyor ki Aman Tanrım’da… “Çorbanı ikiye ayırmak bir mucize değil, Bruce. Bu bir sihirbazlık numarası. İki işte çalışan ve yine de çocuğunu futbol antrenmanına götürmeye vakit bulan bekar bir anne, işte bu bir mucize. Uyuşturucuya "hayır" deyip eğitime "evet" diyen bir genç, işte bu bir mucize. İnsanlar benden her şeyi yapmamı istiyor. Ama fark etmedikleri şey, gücün kendilerinde olduğudur. Bir mucize görmek istiyor musun oğlum? Mucize sen ol.”

Nereden gelirse gelsin bu Mucize, ben aldım kabul ettim bu sene.

Hepinize kendi mucizelerinizi gerçekleştirdiğiniz harika bir yıl dilerim..

ozlem_canik_karakiraz

31/12/2025

30 Ocak 2025 Perşembe

Hoşgeldin 50...

MSM'ye doğru Gümüşsuyu'nda yürüyorum. 

Hayat boyu çok sevdiğim birkaç şeyden biri olan tiyatroyu ucundan kıyısından yakalamışım, sahne tozu yutmaya gidiyorum. 

Replik ezberlemeye, şiir ezberlemeye, hayranlıkla izlediğim duayenlerden eğitim almaya. 

Tadını çıkarmak için de en yavaş adımlarla... 

 

Dönüşte eski bir dostla karşılaştım. 

Meditasyona gidiyormuş, hadi sen de gel dedi.  

Gittim. 

İlki yarı açık gözlerle olan biteni izleyerek geçti. 

İkincisi gözlerimi kapatarak. 

Üçüncüsü içime dönerek... 

Sonrası... 

Sonrası yok. 

Affet dediler. 

Affet, iyileş... 

Affedemedim... 

Çok değil, sadece birkaç gün sonra, Nişantaşı'nda bir vitrinin önünde, güzeller güzeli bir elbiseye bakarken, tuzla buz oldu içimdeki cam... 

Affettim. 

20'li yaşlarda kolay çünkü her şey. 

Ağlamak da gülmek de affetmek de iyileşmek de. 

Düşüyorsun, kalkıyorsun, saçına fön çektirip hayatına devam ediyorsun. 

Gelsin festivaller, gitsin konserler, buluşmalar, keşfetmeler... 

Doymak bilmeyen bir sen var içinde. 

Hiçbir duyguda uzun zaman kalamıyorsun. 

 

Yaş alıyorsun sonra. 

Yaş alırken içindeki cama önce film kaplanıyor, içeriyi göstermiyor. 

Sonra kalınlaşıyor, kolay kolay kırılmıyor. 

Sonra cama vuranlar oluyor... 

Onlar seni görmüyor, ama sen onları görüyorsun. 

Canın isterse açıyorsun... 

İstemezse yanındakilerle yola devam. 

 

Bazen de yanılıyorsun tabi. 

Kalbi kötü insanlarla da kesişiyor yolun. 

Kalplerini kendilerinden çok sonra tanıdığın... 

20'li yaşlarda olmadığın için de, affetmeyi pek mantıklı bulmuyorsun. 

İlgili yerlere havale ediyorsun. 

Gerisi O'nunla onlar arasında.  

Büyük lüks. 

 

Çok güzel yaş aldım ben. 

Çok merak ederek, hep öğrenerek, gezerek, eğlenerek. 

Üstelik çok severek, çok sevilerek... 

Kan bağım olanlara, can bağım olanları ekleyerek. 

 

Ufak tefek pişmanlıkları saymazsak, hayatta olduklarına şükrettiğim annem ve babamla, hem kardeşim hem dostum can kardeşimle, hem kalpleri hem kendileri çok güzel dostlarımla, sevgi dolu bir adam ve bana bahşedilmiş iki harika evlatla tamamladım ben yolun yarısını. 

Darısı ikinci 50'ye... 

 

Bana bu yolda eşlik eden tüm güzel kalplere... 

Teşekkürlerimle... 


30.01.2025



5 Şubat 2020 Çarşamba

Armut Dibine Düşer.

Çok sevdiğim bir arkadaşımın annesi vefat etti dün.
Uzakta oturuyordu, tanışma fırsatım olmadı.
Dün, ardından yapılan haberleri, sosyal medyada yapılan paylaşımları, hakkında yazılanları görünce, arkadaşımın güzel yüreğinin annesinden miras kaldığını düşünmeden edemedim. Çünkü, arkadaşım, öyle doğal, öyle sıradan bir şey yapıyormuş gibi iyilik yapar ki, yıllar geçse de unutamaz, gülümseyerek hatırlarsın. Sen dünyayı ayağa kaldıracak kadar sinirlenmişken, "dur bakalım sen bi sakinleş şimdi" diye başlayan cümlelerle hayatını kurtarır, sen çok sonra fark edersin o gün sakinleşmenin ne kadar iyi geldiğini. Dünya kadar işinin arasında, ben inatla üşümem derken, doğum sonrası hastanede giymem için bi koşu uğrayıp bıraktığı battaniye tadındaki polar sabahlık hala dolabımda durur.
Dün annesi için yazılanları okurken, film şeridi gibi gözümün geçti onunla yaşadıklarımız. Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını bir kez daha anladım. Armut dibine düşüyordu işte, iyi insanların çocukları iyi oluyordu, adaletli insanların çocukları adaletli...
Demem o ki, "siz kitap okuyun ki çocuklarınız görsün onlar da okusun"dan ibaret değil aslında çocuklara örnek olun öğütleri. Siz iyi olun, adaletli olun, sevgi dolu olun, saygılı olun, haklıya haklı, haksıza haksız deyin, yanlış yaptığınızda özür dileyin, başarıyı tebrik edin, hayvanları sevin, yardıma ihtiyacı olanların yanından geçip gitmeyinden de ibaret.
Söylemesi kolay, olması zor geliyordur belki bu yazdıklarımın, ama sizden çok kendime bu öğütler aslında. Hata insana dair çünkü. Olur da şaşarsam, iki çift güzel gözün beni izleyip, örnek aldığını unutmayayım diye bu yazı.
Dibimize düşen armutların içleri de dışları kadar güzel olsun diye.

12 Haziran 2019 Çarşamba

Sizin karneniz nasıl?


Yine bir karne zamanı geldi.
Karne; okul yönetimince öğrencilere dönem sonlarında verilen ve öğrencinin her dersten aldığı notlarla okula devam durumunu vb. gösteren belge demek.
Yani bir çocuğun matematik, türkçe, tarih, kimya, fizik ve çeşitli sanat ve spor faaliyetleriyle arası nasıl, 100 üzerinden değerlendirip, söylüyorlar bize. Keşke; bu çocuk bu coğrafyada tek başına yaşamadığının farkında mı, dünyanın onun etrafında dönmediğini biliyor mu, sevginin, merhametin ve iyi bir kalbin paha biçilmez olduğunu anlamış mıdır, onu da söylese. Söylese de, o notlara bakıp, biz anne babalar kendi karnelerimizle yüzleşsek.

Mesela çocuklarımız;
Sevginin insan olmanın ilk şartı olduğunu biliyor mu?
Kendince, sevmek zorunda olmadığını düşündüğü tüm canlı türlerine, zarar vermeye hakkı olmadığının farkında mı?
Yarışı kazanmak üzereyken, düşen arkadaşına el uzatmayı tercih eden Tavşan Tali’nin bu davranışının yarışı kazanmaktan daha önemli olduğunu anlamış mı?
Hatalıysa özür diliyor mu?
Yalan söylüyor mu?
Daha kötüsü, yanlışı, kötüyü saklıyor mu?
Haksızlığa uğradıysa mücadele ediyor mu?
Haksızlığa uğrayan arkadaşının yanında duruyor mu?
Sahip olduklarının veya olmadıklarının farkında mı?
Kıyaslamak yerine paylaşıyor mu?

Büyük büyük sorular değil mi?
Bu sorulara 1.sınıftaki çocuk da kendi örnekleriyle cevap verebilir, 18 yaşındaki çocuk da. Çoğu da iyi örnekleri seçer. Çünkü adı üstünde çocuk onlar.
Ama zaten konu onların cevapları değil, biz anne-babaların cevapları.
Bu karne bizim çünkü.
Ben kendi cevaplarımı verdim.
Takdir alamadım.
Bazı sorularda kanaat notu bile lazım, ama kalıp yaz okuluna gitmeyi tercih ediyorum.
Çünkü, çocuğunu koşulsuz sevmek ayrıdır, ağaç yaşken eğilir misali, hatalarını düzelterek onu daha iyi ve güzel bir insan olarak yetiştirmeye çalışmak ayrı.
Matematik, fizik, kimya, onların işi, sevgi, saygı, hoşgörü, farkındalık bizim.
O yüzden önce sevgili kendim, sonra sevgili eşim, sonra nacizane bu yazıyı okuyan anne babalar; demem o ki, son dönemin şişirme karnelerine özenmeyip, kendi karnemizi Mahmut Hoca misali acımasızca hazırlarsak, gelecek nesilleri, şımarık, bencil ve sevgisiz yaşamayı tercih eden bir nesil olmaktan uzak tutabiliriz.

Yani bence.
Yani zannımca.
Yani umarım.

Güzel bir yaz tatili dilerim.

Not: Tüm bu yazdıklarımdan dersleri önemsemediğim anlaşılmasın. Tam tersi dersleri oldukça önemsiyorum ama karneleri önemsemiyorum. Onların ne öğrendiği ve öğrenemediği beni ilgilendiriyor daha çok.